Daha çocukluktan beri iyiliğimizi düşünen sevenlerimizden sık duyduğumuz bir öğüttür “gerçekçi olmak”. Bazen isyan etsek de duruma; yavaştan dinleriz verilen öğütleri ve gerçekçi olmaya başlarız, diğer yetişkinlerin pek önceden geçtiği yola ilk adımı atarız. Gerçekler, hayalleri bir şekilde örtmelidir. Hayalin yoksa yıkıldığında seni üzecek şey de artık yoktur.
Çocukluğumuzun erken dönemlerinde bir haberde izlediğimiz ve kalbimizin hızla çarpmasına neden olan, o müzmin hastalığa çare bulan ve tüm dünyanın bahsettiği doktor gibi olmayı istememiz ya da insanlara hizmet eden robotlar gördükten sonra o robotlardan yapmayı istememiz zaten oldukça saftı ve oldukça geride kaldı. Böyle düşünmemizden gurur duyan çevremiz ise ne bize inandı ne de bunu gerçekleştirmemiz yolunda destek oldu. Önümüzde bir gerçek vardı hep… Ve bizler bu gerçeğe hazırlanmalıydık. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, master fena olmaz, askerliğini yap, işe gir, evlen, çocuğun olsun, emekli ol ve öl. Bu kilometre taşlarının arası ise tıpkı hayatı özetleyen cümledeki gibi birkaç virgül ve birkaç boşlukla dolacaktı.
Çocukluk sonrası “gerçekleri öğrenme programımız“da bazı şeyleri öğrendik ve gençliğe adım attık. Artık en azından dersimize çalışmayınca sınıfta kalacağımızı ve hayatta bir adım geri düşeceğimizi biliyorduk. Takdir belgesi aldığımızda “oğlum”, zayıf getirince “bizim oğlan” olacağımızı da biliyorduk. Sadece bu iki hitap şekli bile ileride toplumda nasıl bir rol alacağımızı fısıldıyordu kulağımıza.
Biraz daha büyüdük. Genç olduk artık. Üniversitede okuyorduk ya da büyük bir enerjiyle kendimizi verebildiğimiz bir işte çalışıyorduk. “Bizim oğlan” gerçekler konusunda daha bilgiliydi ve artık pek hayalle falan işi yoktu. “Oğlumuz” ise hayallerinin birazını gerçeğe dönüştürdü ve daha fazlası için mücadele etmeye başladı. Bazen işler yaver gitti, daha çok hayal kurdu; bazense “ne oluyor” sorusunu sorup, durma gereği hissetti. Hayal kurmaya devam edebilenler, hayallerine kimseyi karıştırmayanlar oldu. Altının değerini bilmeyende altın bir metalden farksız olduğu gibi, hayalin değerini bilmeyenle paylaşınca, o değerli hayaller birer saçmalık oldu.
Sonra, biraz daha zaman geçti ve öğrendiğimiz gerçekler sayesinde artık hayal kurarken dikkat etmemiz gerekenleri bilecek kadar çok tecrübemiz oldu. Ama öyle bir şey oldu ki; sanki hayal dünyamız, üzerinde delikleri olan kapalı bir kutuydu ve içini kimse görmesin diye “gerçekler“le bu delikleri kapatırken, aynı zamanda dünyamızı aydınlatan pencereleri de kapatmıştık. Ve hayatın boşluğunu da o zaman tanıdık. Hayallerle dolu olması gereken yer karanlığa boğulunca, kendimizi içinde bulduğumuz şey koca bir boşluktu.
Bu bir yerlerde oldu. Aradaki virgül ve boşluklardan biri böylece konuldu oraya. Güzellikleri, hayal kırıklarını unuttuk ve gerçeklerimizle yolumuza devam ettik. Ölürken hayat gözlerin önünden geçer derler. Aslında öyle değil, olanlar gözümüzün önünden geçerken öldük…
Tags: gençlik hayalleri, gerçekler, gerçekleri öğrenmek, hayal dünyası, hayal kurmak, psikoloji