msgbartop
I would love to change the world, but they won't give me the source code
msgbarbottom

10 Oca 10 Köyde Geçen Günlerim ve Çam Ağaçları

Az önce Michael Haneke filmi olan Das Weisse Band’ı izlerken okul öğretmeninin Eva’yı istediği sahnede, masanın üzerindeki çam kozalağı beni bir an için çocukluğuma götürdü. Orta okul yıllarımı da çocukluk döneminden saymam yanlış olmaz heralde. Aklıma gelen şeyse; köyde geçen bir çocuklukta doğayla iç içe olmanın ve doğanın oyun sahan olmasının güzellikleriydi. (daha fazla…)

Tags: , , , , , , ,

14 Eyl 09 AŞK

AŞK! Yüzyıllarca insanlığın zihnini meşgul eden kavram. Belki de kavram diyerek “O“nu sıradanlaştırmakla büyük bir hata yapıyorum. İnsanı varlığında göklere çıkaran, yokluğunda yerin dibine sokan “O” muhteşem duygu, AŞK! Uğruna ölünen, uğruna öldürülen, bir çırpıda her şeyi sildiren şey, AŞK! (daha fazla…)

Tags: , , , , , , , ,

30 Mar 09 Muhsin Yazıcıoğlu

Geçen hafta boyunca ülke gündemine oturan şey Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği helikopter kazası ve günlerce cesetlere erişilememiş olması oldu. Hakkında pek fazla birşey bilmiyor olmakla birlikte; beklenmeyen ölümü pek alışık olunmayan türdendi ve pekçok kişi üzerinde bir hüzün bıraktı. Sosyal ağlarda “status” lerde anıldı, hakkında “üşüyorum” isimli videolar gönderildi, dualar edildi… Herkes tarafından bir şekilde anıldı.

Bana ilginç gelen şey ise ismini hatırlamadığım Dev-Yol hareketinde aktif rol oynayan kişilerden birinin anlattıkları oldu. Kara lekemiz olan sağ-sol olayları sırasında Muhsin Yazıcıoğlu ve o kişi tutuklanarak hapse girerler. 7 yıl hapis süresinin bir bölümünü hücrede geçirirler. Hücrede olduğu sürenin bir bölümünü ise bu kişi ile birlikte 2,5 metrekarelik bir hücrede geçirirler. Birlikte konulmalarının nedeni ikisini birbirine kırdırmakmış. Daha önceden haklarında hiç bir şey bilmediklerini orada daha iyi anlamışlar ve ekmeklerini, sularını paylaşmışlar. “Sanırım orada geçirdiğimiz günlerde bizim vatan haini olmadığımızı anladı ve sonrasında daha farklı düşündü” diyor, o Dev-Yol mensubu kişi ve rahmetle anıyor kendisini.

Millet olarak en büyük eksikliğimizin duygusallık olduğunu düşünürüm. Konuşmalarda, tartışmalarda, aşklarda bile profesyonellikten çok çok ötede duygusallık yer alır. Aşkta başka ne vardır ki diye düşünülebilir ama şu an konu o değil. Konu, Muhsin Yazıcıoğlu arkasından yas tutanların, üzülenlerin bir kaç gün sonra eski kişiler olacak olması. O’nun yaşadıklarını ve pişmanlıklarını bilmiyor, anlamıyor olacakları.

Söylemek istediklerimi farklı bir betimleme ile noktalıyorum. Bir hayvan betonun üstüne dışkısını bırakırsa bu pisliktir. Dışkı betonun bir parçası olmadığı gibi beton da onu içine almaz. İkisinin birlikteliği kötü bir manzara ve pis bir kokudan başkası değildir. Oysa toprak ve dışkının birleşimi mükemmelleşmiş bir birliktelikle en güzel filizleri verir. Karşı düşünceye sahip olanları birer dışkı olarak görseniz bile onlar olmadan bir anlamınız yok unutmayın! Sadece üzerinde rahat yürünen bir geçit olursunuz. Bu ülkede yeşertmek istediğiniz filizler için toprak olmanız gerek. Ve biraz gübreye ihtiyacınız olacak.

Tags: , ,

11 Ara 08 Akvaryum Balığı

İnsanlar ve balıklar arasında bir benzerlik kurmak insanın esareti yada özgürlüğünü anlamakta iyi bir araç olacaktır. Balıkları özgürlükten alıkoyan akvaryumun sınırlarıdır. İnsanı ise düşünceleri! Evet akvaryum balıkları akvaryumlarında rahattır, karnı toktur, pek fazla risk yoktur ama 1 metreküpte yaşıyordur işte. Sahibinin bir öğün yem atmaması yada bakımını geciktirmesi büyük problemdir ama. Deredeki, denizdeki, okyanustaki balık için ise sorunlar tam tersidir. Yemek vardır tamam ama yenmek de vardır.  İnsan için de öyle değil midir?…

Zaten bildiğin bir şeyi öğrenmen mümkün değildir der şu an ismini hatırlayamadığım bilge bir kişi. Ve insanı akvaryum içine alan da işte bu bildikleridir. Okudukça, gördükçe öğrendiği hiçbir şey bilmiyor olduğu olanlar bu sınırları görmektedirler aslında.Bu sınırları hiçbir zaman göremeyenler için durum oldukça vahimdir aslında.

Bir yük taşımak, ağır bir şey taşımak yorucudur evet ancak bu yorgunluk o şeyin götürüleceği yere ulaştırılması ile son bulur. Zihin yorgunluğu ise bir yere vardırmakla bitmez; aksine vardığın yerde yeni bir yük biner üstüne. Herkes bunu bilir farkında olmasa da, bu yüzden zihnine bir şey yüklemek istemez.

Zihne bir şey yüklemeden yaşamanın yolu ise kabuller yapmaktır. Siyah olanları kabul etmek, beyaz olanları kabul etmek ve siyahlardan uzak durup beyazlara yakın durmak.

Sorun tam olarak burada başlamaktadır. Bir kişinin siyahı diğerinin beyazındaysa bu defa siyahla beyazın mücadelesi başlar ve sonu gelmeyen bir kavgaya girişilir. Bir süre sonra siyah yada beyazın da önemi kalmaz bunlar için savaştığını söyleyen cepheler açılmıştır. Tam bu noktada boyacılar kazanmaya başlar. Yani beyaza boyanmak isteyenleri ve siyaha boyanacakları boyayanlar.

03 Eyl 08 Facebook Çaresiz (!)

Şu gizemli “10 kişiye gönder! Göndermezsen çarpılacaksın!” mesajlarına bir yenisi daha eklenmiş.

Tüm Facebook kullanıcılarının dikkatine:
Facebook son zamanlarda aşırı derecede kalabalıklaştı. Birçok kullanıcı Facebook’un yavaşlamasından şikayetçi. Kayıtların gösterdiğine göre bunun sebebi çok fazla aktif olmayan kullanıcı olması. Öte yandan çok fazla yeni Facebook kullanıcısı var. Biz bu mesajı, kullanıcıların aktif olup olmadığını bulmak için çevrenize gönderiyoruz. Eğer aktif kullanıcı iseniz lütfen 15 kişiye bu mesajı kopyala+yapıştır yapın (yani gönderin diyor).

Bu mesajı 2 hafta içinde göndermeyenler, yeterli boş alan açılabilmesi için tereddütsüz silinecektir.
Eğer Facebook hâlâ çok kalabalık olursa kibarca bir parça bağış isteyeceğiz (ödemeli yapacaklar kelekler). Fakat bu mesajı tüm arkadaşlarınıza gönderdiğinizde bize kimlerin aktif kullanıcı olduğunu gösterecek ve üyeliğiniz silinmeyecektir.

Facebook kurucusu
Mark Zuckerber

Facebook’un beni silmesini sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Facebook hesabına girip çıkanları bilemedi de bu yola mı başvurdu sizce =)

Tags:

14 Ağu 08 Sıcak Savaş Soğuk Yüzler

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkışını Avusturya-Macaristan veliahtı Franz Ferdinand’ın Sırp milliyetçileri tarafından suikasta uğraması ardından zincirleme gelişen olaylar olarak öğrendim hep. Zamanla gerilen ipler bir kaç kurşunla kopmuştu. Şimdi de hemen yanımızda, Gürcistan’la Rusya arasından Osetya bölgesi için gerilen ipler Gürcüler’in akla sığmayan saldırısıyla tetiklenen bir savaş oldu.

Herkesin merak etti soru bu Gürcüler neye güvenip de Rusya’ya kafa tutuyor! Bunun için de senaryolar var.

Bir tanesi; Kuzey Buz Denizi’ndeki buzulların erimesiyle altta devasa bir petrol rezervi ortaya çıktı ve bu rezerv ilerde ABD ve Rusya arasında çekişmeye neden olacağa benziyor. ABD kendisine yakın olan Gürcistan’ı gazlayarak Rusya ile savaşa tutuşturdu. Amaç Rusya’nın vereceği reaksiyonu ve saldırıda kullanacağı taktik ve silahları açıkça görmek. Rusya’nın Gürcüler’e tutacağı tüfekle ABD’ye uzatacağı aynı olur mı bilinmez ama teori bu. Bunu destekler kanıt olarak da savaş başlar başlamaz Gürcistan’ın Irak’ta bulunan 2000 askerini çekeceği açıklaması üzerine ABD’nin kendi uçaklarıyla askerleri taşıması gösteriliyor. Ayrıca ABD Rusya’nın kuşattığı topraklardan çıkmaması halinde siyasi ve ekonomik izolasyonları gündeme getirdi. Rusya ise Gürcüler’in egemenliğine saygı duyduklarını ancak bunun toprak bütünlüğünü korumak anlamına gelmeyeceğini söylüyor.

Bir başka senaryo; Rusya’nın Karadeniz’de limanı yok ve gemilerini Karadeniz’de tutmak günden güne zora giriyor. Şu an mevcut gemileri Ukrayna’dan kiralanmış bir limanda demirli ve 2017’de anlaşma süresi doluyor. Sonrasında ne olacağı ise belirsiz. Rusya bu yüzden Karadeniz’de yer bulabilmek için uydu devletleri olan Osetya ve Abhazya’yı her zaman destekledi. Bugün de Gürcüler’le savaşa iterek vatandaşlarını korumak amacıyla Gürcistan’a girdi. Google Map’ten bakıldığında Rusya’nın Karadeniz sahili var görünüyor ancak buralar özerk devletlere ait de o yüzden mi Rusya liman kiralıyor bilmiyorum. Bu senaryo da önermeleri doğru olması halinde olası ihtimallerden.

Şavaşın başlamasının ardından dünyanın büyük devletleri mesajlar gönderdi. İlk olarak Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Rusya’ya giderek savaşın durdurulmasını istedi. Ardından Türkiye’de başbakan düzeyinde ziyarette bulundu ve özel protokolle karşılanarak hem devlet başkanı Medvedev hem de başbakan Putin tarafından kabul edildi. Üst düzey karşılama ve yakın alaka Türkiye’nin güçlü bir konumda olduğunu ve Rusya tarafından önemsendiğini gösteriyor. Aynı zamanda Türkiye AB’ye girmeyi bekleyen ve ABD ile sıkı ilişkiler içerisinde olan bir ülke. Bu krizde etkin rol oynaması Türkiye’nin elini biraz daha güçlendireceğe benziyor.

Savaşta evleri yıkılanlar, ölenler, savaştan kaçarken yağmalananlar… Bugün televizyonlarda görüntülenen haber ise savaşın başka bir yüzünü gösterdi. Yolda ateş altında kalan gazetecilerin olay anını kameraya alması ve bu görüntülerin televizyonlara yansıması inanılmaz büyük bir olaydı. Bir yandan kurşunlardan kaçmak için geri viteste, baş yere eğilmiş arabayı sürerken bir yandan da son saniyelerinde şahadet getiren gazetecilerin videosu. Camı takip ettiğinizde kurşunların birer birer girişini görebiliyorsunuz. Aracın son halini gördükten sonra oradan sağ çıkmış olmaları ancak mucize ile açıklanır. Bu haber onlara yılın gazetecilik ödülünü getirir.

Dünyada krizler bir biri ardına patlak verirken bir savaşın kısa öyküsü benim gözümde bu şekilde oldu. Temenni ederim ki Türkiye geçmişte yaptığı hataları tekrarlamasın…

Tags: , , , , , , ,

14 Tem 08 Müşteri İlişkileri

Eğer yaptığınız iş tamamen insanlara dayanıyorsa en iyi bilmeniz gereken şey müşteri ilişkileri olmalıdır. Müşterileri kategorilersek müşterimiz olmuş olanlar, halen olanlar ve olabileceklerdir.

Olabilecekleri kazanmaya çalışmak genelde olanları elde tutmaktan biraz daha fazla önemsenir. Oysa araştırmalar eldeki müşterinin kazanılabilecek olana oranla hem daha masrafsız hem de daha faydalı olduğunu gösteriyor. Eldeki bir müşteriyi sadece vadettiklerinizi vererek ve ufak jestlerle mutlu edebilir ve size yeni müşteriler bulmalarını sağlayabilirsiniz. Oysa muhtemel müşterilerin gözünde iyi bir imaj edinebilmek için çaba ve para harcamanız gerekmektedir.

Bir başka araştırmaya göre vadedilen hizmeti alan müşteri, vadedilenler az olsa bile eski firmasını değiştirmemeye meyilli oluyor. Yeni firmalar insanlar için her zaman muamma olmakta. Yeni bir firmaya güvvenmek kumar oynamak gibidir. İnsanlar genellikle kumar oynayıp çok kazanmayı değil, az ama süreki kazanmayı sever.

Özetle; müşteriyi elde tutmanın ve onlar üzerinden yenilerini kazanmanın en temiz yolu vadettiğiniz hizmeti sunmak, veremeyeceğinizi vadetmemektir. İnsanlar neden mükemmel olmadığınızdan değil söz verdiklerinz hakkındaki tutumlarınızdan soracaktır.

Tags:

07 Tem 08 Tik Tak Tik Tak Tik …

Türkiye de saatler bir kez daha insanın beynini yumrukluyormuşçasına sesli vuruyor. Herkes “olsun artık ne olacaksa” havasına bürünmüş. Türkiye, tarihinin en sancılı döneminden geçiyor demeyeceğim; ancak bu Türkiye nin geçtiği sancılı dönemlerden birisi kuşkusuz. İlkin önemsemeyesi geliyor insanın. Ne değişir ki? Oturduğun yerden söylenen cahil sözler ancak gerginlik isteyenlerin ekmeğine yağ sürer. Sonra düşünüyorsun… Aptallar bu gemiyi bir kere daha karaya oturtacak olursa faturasının kesileceği kişilerden birisi olacaksın. Bunu görüyorsun ve “elimden bir şey gelse” diye hayıflanıyorsun.

“İstersen gelir” mi elinden bir şey. Belki de gelmez. 60 kuşağı 80 kuşağı ellerinden bir şey geleceğini umarak kırmadı mı birbirini. Unutmamak gerekir konu çatışmaysa kimse tükenmez ama herkes kaybeder. Devletler örgütlerle baş edebiliyor mu? Belki etmese kendisi için daha iyi oluyordur, arkasında bir sürü oyunlar vardır ama mesele o değil. Tarih boyunca kimse kimseyi tüketemedi. Türkler değil miydi Ergenekon destanını yazan. Ama herkesin bir kurtuluş destanı var aslında. Herkes zorluklardan geçmiş, yok olma noktasına gelmiş ve tekrar şahlanmış. Bu bir çevrim. Ne diye abartılır bilmem.

Şu an bir grup deli, arkasında köklü devletin olmasından cesaretle bir işler peşinde; diğer grup deli, halkın desteğiyle. Ortada bi lastik var. Bir ucundan biri çekiyor diğerinden öteki. Deli oyununun ortasında kalmış seyrediyoruz.

Türk milleti akıllı mıdır? Evet zeki bir millettir ancak akıllı mıdır? Pek öyle gibi görünmüyor. Yapılan işler, içine düşülen girdaplar pek akıllı adam işi değil.

En kötüsü de her duyduğumuzu, her okuduğumuzu doğru sanarak o fikirlerin yılmaz savunucusu oluvermemiz. Halbuki bildiklerimiz sadece bilmemizin istendikleri.

Şu derin bağlantıları olanlar var bir de. Onlar da bir şeyler biliyor. Onların bilmesi de aslında resim çizmekten farksız. Tuvalin başına geçmiş resim çizen birisinin dağ çizeceği köşeyi gösterip “şurada dağ olacak” demesi gibi. Birileri memleket kurtarma bahaneleriyle tuvalin içine ediyor ve diğerleri de fırçaları uzatıp yardım ederek dağın olacağı yeri önceden bildiklerini söylüyorlar. Şu an orada dağ yok ve çizilmezse olmayacak da. Siz uzatın fırçaları. Ama unutmayın! Fırçadaki boyalar elinize de bulaşacak ve hayat boyunca bu lekeyle yaşayacaksınız.

Ya benimsin ya kara toprağın Türkiye…
Benim olmayacaksan yaşama,
Kimin umrunda (!)

Tags: , , , , ,

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes