msgbartop
I would love to change the world, but they won't give me the source code
msgbarbottom

01 Tem 08 Bendeki Sen

Binbir gece masallarında “susam” kapıyı açıverir ya, sen de gözlerindeki gülümsemeyle ilk defa “Merhaba” dediğin zaman ruhumun tüm kapıları sana öyle açıldı. Sen orada kendine bir yer buldun ve hep orada kaldın. Tek bir sözcüğün yaratabileceği sonuçları düşününce, ilkel kabilelerin, konuşmanın sihirli bir güce sahip olduğuna nasıl inandıklarını daha iyi anladım. Tek bir merhabaydı senin söylediğin ama içten ve sıcacık… Kanım kaynadı birden. Sessizce kendimi sana dost ilân ettim, sen kabul etsen de etmesen de dostumdun artık.

Farklıydın… Kollarını kavuşturmadan, bacak bacak üstüne atmadan ve ellerini açıp, öne doğru eğilerek oturdun. Böyle olunca seni kendime daha yakın hissederdim. Konuştuğumuzda hep yüzüme bakar, gözlerimle temas hâlinde bulunurdun. Tüm samimiyetin gözlerinde toplanır, gözlerinden gözlerime akardı. Ve ben gitgide bağlandım sana.

Tezgâhında dokunan kilim gibi hissettim kendimi. Motif motif işlendim ellerinde itinayla. Kendimi buldum, ama her geçen gün biraz daha sana benzettim kendimi. Oturuşundan, konuşmana; gşünnden yazışına… –hani o güzel eğik el yazın vardı ya! – Ama taklitçi olmadım asla. Senden aldıklarıma kendi kişiliğimin mührünü bastım.

Dünya benim için sen demektin. Sonunda sığınacak bir yer bulmuştum. Şimdi arıyorum da nerede o çekingen, ürkek çocuk? Sana yakınlık duymaya başladığımda, seni sevdiğimde, yeni bir dünyada yaşamaya başladım. Duygularım, düşüncelerim derinlik kazandı. Büyüdüm, olgunlaştım.
Bu gün senin doğum günün. Kasımın yirmi dördü… Sensiz kutluyoruz. Oysa daha geçen sefer birlikte söndürmüştük otuz beş mumu. Bu kadar mı bıktırmıştık seni? Bu erken terkediş niye? Nefesinle alevlenmeyi bekleyen mumlar, bak! Çok cılız yanıyor. Ama ben, bekliyorum…

Tags:

09 Haz 08 Kedi ve İnsan

BİLMEM kedileri ne kadar tanırsınız?

Ben epey sayıda kedi ve köpekle hayatı paylaşan bir insan olarak kedileri gözlemlemeye bayılırım. Zira, gözlemlediğim her kediyi muhakkak tanıdığım bir insana benzetirim. Yeni bir Darwin çıksa ve “İnsanlarla maymunlar değil, insanlarla kediler aynı soydan gelmektedirler” dese ben hiç şaşırmam.

* * *
(daha fazla…)

Tags: , ,

08 Haz 08 İlginç Bir Zarar Açıklaması

Şeffaflık gereği borsadaki şirketler bilançolarını açıklıyorlar. Koçlar, Petkimler, Sabancılar, şunlar, bunlar herkes güzel kârlar açıkladı. Yalnız nasıl olmuşsa Doğan 15 milyon kadar zarar açıklamış. Yeni yapılan yatırımlara ayrılan ve harcanan bütçeler sebebiyle olsa gerek. Yoksa Doğan “biri bunları durdursun canım” dedirtir türden gidiyor. Yaygın medyadan sonra interneti de tekel yapmasına ramak kaldı. Doğan bir Murdock olur mu bilinmez ancak bu zarar işi biraz ilginç olmuş.

Tags: , , , , , , , ,

13 May 08 Güneyde Bir Kürt Devleti Kuruldu/Kuruluyor/Kurulacak/Kurulamaz (? !)

Dün gece TekeTek programında terörle mücadelesi ve kahramanlıklarıyla adından çokça söz ettiren Osman Pamukoğlu vardı. Onu “Kan Uykusu” belgeselinden tanımayan yok sanırım. Yüzündeki çizgilerin, yara izlerinin ardında neler saklı bilemiyorum ancak dün akşamki açıklamaları adeta şok ediciydi.

Osman Paşa sözleriyle anlattıklarını gözleriyle de vurguluyordu adeta. Bir Kürt devleti kuruldu ve kuzeyinde Türkiye güneyinde Sunni Irak, batısında Suriye doğusunda İran olsa dahi; bu devletler orada kurulacak devleti ilk fırsatta boğmak istiyor olsalar bile Amerika orada Kürt devletini kurdu ve yaşatacak diyordu. Amerika oradan günlük 14 milyon varil petrolü almak için her şeyi yapacak ve bunu engellemek olasılıksız diyordu.

Halkın öfkelerini püskürttüğü başarısız bulunan askeri operasyonlar için de; “asker sanıldığı gibi kendi başına hareket etmiyor, edemez. Eğer terör için birisine hesap sorulacaksa bu hükümettir. Asker hükümetin imzası olmadan adım atamaz” diyor. Elbette bu sözleri “hükümeti yıpratmak, askeri yüceltmek için söyledi” şeklinde algılayıp Osman Pamukoğlu na ağza alınmayacak söyleyenler vardır. Onun söylediklerini değil, anlamak istediklerini anlayanlar !

Ayrıca ekliyor Pamukoğlu, diyor ki: “Her şey öyle dışardan bakıldığı, asılıp kesildiği gibi değil. Amerika istemese PKK bugün biter. Ancak Türkiye Amerika nın Kuzey Irak için istediği desteği hala net olarak sağlamıyor. O karakol basmak falan da öyle 1 günlük 3 günlük iş değil. Ellerinde sağlam istihbarat varsa en az 2 – 3 hafta da yapabilirler bunu. Değilse yapamazlar da…”

Peki diyor sunucu, o ağır silahlara, termal dürbünlere, gece görüş dürbünlerine ne oldu? Meğerse bizim bildiğimiz gibi değilmiş tam olarak. Öyle bir geliyorlarmış ki her an tetikte olsanız da göremiyormuşsunuz, elinizde teknoloji olsa da! Hiç birimiz orada olmadık, tabiki buradan bazı şeyleri söylemek kolay. “E hani TSK güçlüydü, hani teknolojimiz vardı, hani oydu, hani buydu” demenin hiç bir zahmeti ve külfeti yok.

Konuşuruz, öfkeleniriz, söveriz de… Baştakilere söveriz, alttakilere söveriz, kendimizin dışında kalan herkese de söveriz… Bilmiyorlar ki… Bilmiyorlar bizim (tek bir birey olarak herkes) istihbarat örgütleriyle olan sıkı bağlantılarımızı; insanların görmediği yerlerde hangi kitapları, hangi makaleleri okuduğumuzu; fırsat buldukça kafamızda bu istihbaratların ve bilgilerin nasıl analizini yaptığımızı… Bilmiyorlar. Eğer bilselerdi memleket çoktan kurtulmuştu (!)

Tags: , , , ,

04 May 08 Başlangıç Değeri “0”

Başlangıç değeri “sıfır” da ne demek şimdi? İnsan ilişkileri konusunda bizden biraz daha iyi olan farklı milletleri gözlemleme şansını elde etmiş insanlarla konuşurken söyledikleri ortak şeylerden birisi ilişkiler arasındaki fark hakkında oluyor. Örneğin diyorlar ki: “Yeni tanıştığınız birisine ilk anda on üzerinden not verdiğinizi düşünün. Bir Avrupalı nın notu sıfırdır. (Ya da 1 – 2) Ve karşısındaki kişiyi tanıdıkça bunu hakettiği yere kadar yükseltir ve orada durur. Böylece ilişkinin seviyesi bulunur ve korunur. Biz de ise yeni tanıştığımız insana önce bi 7 – 8 verilir. Sonra tanıdıkça bakılır ki bu fazla, yavaş yavaş düşürülür düşürülür ve sonuça Avrupalı ile benzer bir yere gelinir.” Biz buna dört diyelim. Evet sonuçta not aynı fakat biri yükselterek getiriyorken birisi düşürerek getirdi o noktaya. Birinde olumlu fikirler artarak notu yükseltti, diğerinde olumsuz fikirler değiştirdi notu.

İşte görülmesi ve düzeltilmesi gereken yanlışlarımızdan bir tanesi budur. Başta sıcak kanlılık yapacağız derken sonunda kanlı bıçaklı olmamalıyız. Meşhur bir söz vardır: “Türk gibi başla, Japon gibi program yap, Alman gibi sürdür, İngiliz gibi bitir” Neyseki başlangıç olarak örnek alınacak milletiz ve öğrenmemiz gereken 3 şey var. Ya o da olmasa ne yapardık?

Tags: , , , , , , ,

04 May 08 Gerçeği Bilebilir miyiz? Bildiğimiz Her Şey Gerçek midir?

Yanlış Anlaşılma Nedenleri’ne gelen bir yorumdaki söz çok güzeldi ve ayrı bir başlıkta paylaşmak istedim. Söz aslında bize mükemmel olmadığımızı hatırlatmak açısından önemli. Mükemmel olmadığımız diyorum çünkü çoğunlukla söylediklerimiz, yaptıklarımız, düşündüklerimiz kusursuz sanarız ve bu kalıba uymayan her şeyi “saçma” bulur, küçümseriz. Peki acaba gerçekten öyle mi? Madem o kadar mükemmeliz, neden toplumu meydana getiren milyonlarca kopyadan biriyiz? Evet, her insan başlı başına bir mükemmelliğin göstergesidir; ancak bir taşa, bir ağaca yada bir hayvana kıyasla mükemmeldir. Bir başka insana kıyasla da mükemmel olabilmesi için çok daha fazlası gereklidir. O kadar karmaşıktır ki insan; bir kişinin yada bir kaç kişinin kendisi hakkında yorumlar yaparak çözmesi olasılıksızdır. Bir süreç sıfırdan ititbaren incelendiğinde ancak kontrol edilebilmeye çok yakın olunabilir. Allah tarafından bize verilmiş en büyük güçlerden birisi (!): Fazla bir şey okumadan, araştırmadan, yattığımız yerden olayları çözebiliyor olmak. Kaldı ki okumak, araştırmak bile çok zaman yeterli olamaz. Her birey bir ŞEY olmadan önce çok şey yapmak gerektiğini acı da olsa kabullenmelidir. Zor da olsa bunu içine sindirmelidir. Hiç bir şey yapmadan bir değer ifade edemeyeceğini bilmelidir.
Konu bütünlüğünü kaybetmiş olan uzunca bir yazıdan sonra en başta bahsettiğim söz:

Söyledim… duydu anlamına gelmez,
Duydu… doğru anladı anlamına gelmez,
Anladı… hak verdi anlamına gelmez,
Hak verdi… inandı anlamına gelmez,
İnandı… uyguladı anlamına gelmez,
Uyguladı… sürdürecek anlamına gelmez.

Pieta

Tags: , , , ,

23 Nis 08 Sene 2030 ?..

Hani öyle yazılar vardır. Sene bilmem kaçta ne olabilir hayalleri yada fikirleri olan. Az önce Çin e ait bazı fotoğraflara bakarken aklıma geldi. Acaba 2030 yada 2040 larda Çin deki şu an harıl harıl çalışıp ekonomiyi deve çeviren nufüs ihtiyarladığında ne olacak? Çin e nazaran bir avuç olan Avrupa şu an yaşlı nufüs nedeniyle büyük sıkıntılar çekiyor.

Haçlı seferlerinin sebeplerinden bir tanesinin de Avrupa nın başına bela olmuş suçluları, mahkumları topluca savaşa yollayıp; “işe yararlarsa yeni topraklarımız olur, yaramazlarsa da kurtuluruz” tarzı bir amaç olduğu anlatılmıştı sosyal derslerimizin bir tanesinde. Hatta bu insanlara “safra” gözüyle bakılmaktaymış.

Şimdi düşünüyorum da, eğer o zamana kadar robotlar çok gelişir de insanlara çok fazla ihtiyaç kalmadan her işi yapar olmazlarsa ya bu iş yapamayan nüfus nedeniyle savaşlar çıkar ve biraz insana kıyılır yada X adlı virüs durdurulamaz bir şekilde tüm dünyayı kasar kavurur. Üstelik kim bilir? Belki bu virüs sadece bağışıklığı zayıflamış, dermansız yaşlıları vurur sadece. Benimkisi bi varsayım. Bakalım o zamana ne olur !..

Tags: , , , , ,

23 Nis 08 Bağlanmıyacaksın !

BAĞLANMIYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can Yücel

Tags: , ,

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes