Windows Live Writer
Windows live writer doğrudan bilgisayarınızdan yazdığınız yazıları sitenize eklemenizi sağlıyor.
Php / Mysql Charset UTF-8 Problemine Çözüm
Bir süredir Php/Mysql ile uğraşıyorum ve daha yolun başındayken bırakma noktasına getiren şey charset sorunu oldu. Bir süre bu işlerle uğraşmış olan herkes charset problemlerinin ne kadar vahim ve sinirleri fazlasıyla yıpratan bir sorun olduğunu bilir. Türkçe karakterlerle uyumlu olan ISO-8859-9 her ne kadar uyumlı olsa da çok zaman sorun çıkarır. Windows-1254′te güzel olmasının yanında çok sorun çıkarır. Ve globalleşen dünyanının getirdiklerinden biri de hemen her dilin her karakterini gösteren UTF-8 olmuştur.
Ben de bu yüzden UTF-8 ile başladım. Php UTF-8, Mysql UTF-8 ama gördümki Mysql’e yazılan verilerin ne olduğu belli değil. ı yazıyorum i oluyor. ş’ler, ç’ler ? şeklinde. İnat ettim ve çözümü buldum.
Aynı sorunları yaşıyorsanız aşağıdakilerin tümünü yaptıktan sonra muhtemelen siz de derdinize derman bulmuş olacaksınız.
Öncelikle Mysql veritabanınızın UTF-8 olarak belirlendiğinden emin olun. Çok kullanışlı bulduğum Mysql Front programında veritabanını sağ tıkladığınızda özellikler bölümünden seçebilirsiniz. Collation bölümünü hiç değiştirmeyin. Bırakın boş kalsın. Boş değilse de utf_general_ci yapın.
Muhtemel Sorun – 1
Php dosyanız UTF-8 formatında değil, ANSII formatında!
Çözüm: Dosyayı notepad ile yani bildiğimiz not defteri ile açın ve hiçbir şey yapmadan farklı kaydet seçeneği ile kaydetmeye geçin. Dosyanın nereye kaydedileceğini gösteren yerde sağ alttan ANSII yerine UTF-8 seçin ve kaydedin. Eğer projeye yeni başlıyorsanız ve Dreamweaver gibi bir program kullanıyorsanız başlamadan yeni dosya dillerini UTF-8 olarak ayarlayın. Dreamweaver yeni sürümlerde sağ altta dili gösterir.
Muhtemel Sorun – 2
Verileri Mysql’e UTF-8 olarak göndermiyorsunuz.
Çözüm: Genelde veritabanı bağlantı dosyası db.php gibi tek bir dosyadadır ve veritabanı gereken yerlerde bu dosyayı çeker, devam edersiniz. Eğer siz her dosya için yeniden yazıyorsanız siz de hemen tek dosyaya geçin. Aşağıda vereceğim kodların tek bir tanesi bile işinizi görecektir belki ama siz yine de hepsini o dosyaya koyun.
En başa:
header(’Content-Type: text/html; charset=utf-8′);
Mysql bağlantı sorgusundan sonra:
mysql_query(”SET NAMES utf8″);
mysql_query(”SET CHARACTER SET utf8″);
mysql_query(”SET COLLATION_CONNECTION = ‘utf8_general_ci’”);,
Muhtemel Sorun – 3
Hala mı olmuyor?
Çözüm: Sizin işiniz hex editöre kalmış. Günlerce aradığım çözüm işte yazının bu kısmı. Ne notepadde ne Dreamweaver’da hiç bir yerde göremeyeceğiniz sayfanın başındaki lanet karakterler. Ancak ve ancak hex editörlerde görebilirsiniz. Bulmak çok kolay olmayabilir. Ama siz db bağlantı dosyanızdan itibaren aramaya başlayın. Muhtemel tüm dosyalara bakın. Sayfanın en başında <?php taginden önce üstünde 2 tane nokta olan ı, iki tane > işareti ve bir tane ters soru işareti gibi karakterler olan bir curcuna. Bunları hex editörde silin ve kaydedin. Hepsini silin. Satırın başında bir tek <?php kalsın. Hex editör olarak ücretsiz uygulamalar bulabilirsiniz. Benim favorim Hex Editör Neo.
Eğer hala sorun devam ediyorsa alta bir yorum ekleyin ve bir bakalım ne yapabiliriz.
Sorunsuz satırlar…
Emirgan Korusu
Bahar geldi demek için artık çok geç, bahar gidiyor. Baharın vedasına kısa bir süre kalmış olsa da baharda boğazı saran erguvan kokusu hala sizi okşamaya devam ediyor. Boğazı güzel kılan; kıvrımları, erguvanları ve yeşilliği. Bazı yerlerinde binalar yükselmiş olsa da, evlerin arasında kalan ağaçlar ve özellikle öbek öbek korular herşeye rağmen yeşil bir boğaz görmemizi sağlıyor.
Emirgan Korusu İstanbul’un güzide yeşilliklerinden, haftasonu tatilini geçirebileceğiniz yerlerinden birisi. Bazı korulara gereken bakım yapılmıyor olsa da Emirgan oldukça bakımlı. Üstelik çocuklar için yapılan oyun alanları da oldukça güzel. Pazar günü biraz fazla kalabalık ama yine de ayakta kalma ihtimaliniz düşük.
Muhteşem yeşilliği, boğaz havası, sincapları ile güzelce dinlenebilirsiniz. Sincapların çokluğu ve oradan oraya atlaşıp durmaları fotoğrafa meraklı olanlar için de iyi bir fırsat.
If voting changed anything, they’d make it illegal
Gmail’in aktif kullanıcılarından biriyim. Hatta normal POP3 maillerim bile Gmail adresimde toplanır ve o mailleri de Gmail aracılığı ile gönderirim. Geçenlerde yeni eklenen bir özellikle karşılaştım. Gönderilen her mailin altına rasgele bir imza ekliyor. Başlıktaki “If voting changed anything, they’d make it illegal.” sözü de orada gördüğüm ve çok sevdiğim bir söz oldu.
Demokrasi bir halk iradesi, topluma yön verecek kimselere o toplumun karar vermesi şeklinde ortaya çıkmış bir olgu. Antik Yunan şehirlerinde insanlar toplanıp karar verirlermiş. O zaman bile bir sürü çarpıklık varmış ki Platon Devlet isimli eserinde nasıl düzelir sorusuna cevap aramış. Diğer yandan o zamanların en kalabalık şehrinin kaç kişi olduğunu düşünüyorum da, 3000 desem acaba çok az mı olur yoksa gerçeği mi söylemiş olurum bilemiyorum. “O zaman böyle güzel bir şey vardı” diyerek;bizim milyonluk şehirlerimize, ülkelerimize demokrasi hikayesi yutturmaları taktire şayan bir başarı. Zaten sormayı, sorgulamayı da pek sevmediğimizden “ulen bu demokrasi harbiden o demokrasi mi” demek kimsenin aklına gelmiyor.Nerden geldiğini bilen kaç kişi var?
Kalabalık toplumlarda demokrasinin çıkışı heralde bir grup kalburüstünün bir araya gelip, “biz bu milleti nasıl güderiz?” diye düşünmesi üzerine bulundu. Hararetli bir münakaşanın ardından parlak fikirli birisi çıkıp; “yahu, antik Yunan’ı anlatan bir kitapta halkın yönetime katılışı ve çok ideal bir devlet düzeninden bahsedildiğini okumuştum. Biz de aynı şeyi söyleyerek milletin de yönetimde söz sahibi olduğunu düşündürsek. Hem onları gütsek hem de hiç farkettirmesek…” dedi ve ardından diğerlerinin kafası da bu işe yattı. Ve ardından biz kendi bakanlarımızı, kendi milletvekillerimizi seçerek kendi irademizle yönetilmeye başladık. Çok afedersiniz ama “nah kendimiz karar veriyoruz” demeden geçemeyeceğim. Başlıktaki söz tam da bunu söylüyor. “Eğer seçimler bir şeyleri değiştirecek olsaydı, onu illegal yaparlardı.”
Aslında herkes az çok bunun farkında. Problem yerine neyin konacağında. Belirsizlik varsa, risk varsa alıştığınla devam et yola. Bozuk da olsa bir düzen var. Ne farkeder, düzülen millet olduktan sonra.
Haber Sitelerindeki Yorumlar
Web sitenizde yazdığınız yazılara kullanıcıların da yorumlarını ekleyebilmesini sağlarsanız bu, ziyaretçilerin siteyi daha çok benimsemelerini ve ara ara tekrar girmesini sağlar. Yazılan bir şey hakkında kendini ifade edebilme ve yorumu hakkında söylenenlere cevap verebilme özgürlüğü vardır. Haber sitelerinin de artık hepsinde görebileceğimiz, habere yorum ekleyebilme özelliği hakkında birkaç cümle yazmak istiyorum.
Bir haber sitesinde Toki’nin Antalya’da yaptığı çekilişte, taksitle ev almaya hak kazanan bir boyacının sevinçten bayılmasını haber yapmışlar. Boyacı Türkiye’de azımsanmayacak bir kesimi oluşturan gerçekten fakir bir adam. Çocuğuna bakamadığı için sosyal hizmetlere falan vermiş, her neyse.
Asıl ilginç gelen şey haberin altındaki yorumlarda. Herkes Türkiye’nin bu acı tablosu için üzülmüş, “çok sevindim, keşke hep ihtiyaç sahipleri alsa bu yardımları” vs. yorumlar yazmış. Her yorumu kendinizce “doğru” yada “yanlış” diye değerlendirebiliyorsunuz. Hiç bir art niyet, kötülük içermeyen yorumlara katılmayanlar olmuş. Bunlar neden katılmamış ben anlayamadım. Anlayan biri varsa yazsın n’olur!
Büyük görmek için resmi tıklayınız.
“Büyüyen Herşey Bozulur”
Hakkında yazılacak değil, düşünülecek bir söz olarak kalsın.
Filler Hakkında İlginç Gerçekler
Fillerle ilgili öne çıkan iki özellik zeki olmaları ve birbirlerini önemsemeleri imiş. Fillerin güldükleri ve ağladıkları tespit edilmiş. Ortalama 60-70 yıl ömre sahip olmalarının yanı sıra karada yaşayan en büyük tür ünvanını da ellerinde tutuyorlar.
Fillerle ilgili çok ilginç olan bir özellik ise erkek fillerin zaman zaman “musth” olarak tabir edilen bir hale girmeleri. “Musth” tam olarak erkek filin gözü ve kulakları arasında merkezi bulunan bir salgı nedeniyle psikopatlaşması gibi bir anlama sahip. Bu halde iken 60 kat daha fazla testesteron salgılandığı ve önüne ne gelirse yıkıp geçtiği söyleniyor. Bu duruma girmiş bir filin ne yaptığını izleyin. O durumu yaşamayı kesinlikle istemezsiniz.
Küp Karpuz
Rekabetin en önemli aracı uygun fiyat verebilmek, bunun yolu da kaliteni koruyabiliyorken maliyetleri düşürmektir. Kaliteyi düşürmeden maliyeti düşürmek, üretim araçlarının ve süreçlerinin optimize edilmesinin yanı sıra; ürünün üretiminden tüketiciye ulaşana kadar geçtiği süreçleri optimize etmekle olur. Süreçlerin optimize edilmesi de “çatlak” fikirler sayesinde oluyor.
Karpuz için yapılabilecek pek fazla birşey kalmadığını düşünürken bir kaç sene önce küp karpuz üretildiğini okumuştuk. İlk anda genetik bir oynama olduğu sanılmıştı ancak yapılan şey karpuzların henüz küçükken bir kutuya koyuluyor olmasıydı. Böylece karpuzlar bir yere dizildiğinde aralarda daha az boşluk kalıyor ve depolama ve nakliyede önemli bir kazanç sağlıyordu.
Depolama ve nakliyede avantaj sağlaması dışında ilginç şekliyle bir merak uyandırdığı ve bir avantaj da buradan kazandırdığını düşünüyorum. Artık yavaş yavaş mutfakta oradan oraya yuvarlanan, tezgahtan düşer mi diye tedirgin olmamızı gerektirmeyen karpuzlara alışmaya başlasak iyi olacaktır.
Migros’ta Jet Kasa Dönemi
Çocukluğumda daha robotlar yeni yeni geliştiriliyorken bir gün sadece robotlar çalışacak, bize hizmet edecek; biz de keyfimize bakacağız diye düşünürdüm. Gidilen noktada ise olacak olan daha çok robotlara yaşayacakları bir dünya teslim ediyor olabileceğimiz fikrini getiriyor.
Ne alakası var şimdi bunun Migros ile yada jet kasası ile. Alakayı kurmadan önce bu basit ama süper fikri anlatayım. Böylece Migros da ilginç bir konsept ortaya koyarak bloglarda, sitelerde bedavadan reklam yaptırmanın tadını çıkarsın. Lütfen Migros sizin için önce neyse yine aynı kalsın.
Jet kasa, bir kasiyere ihtiyaç duymadan ürün satma sanatı. Resimde solda görülen bölümde size talimatlar veren ve geçirilen ürünleri gösteren bir ekran, hemen altında barkod okuyucu ve sağ tarafta kredi kartı ödeme cihazı ve (tartılı olduğunu düşündüğüm) poşet tutuculu ürün koyma yeri. Aldığınız ürünü oraya koymadan diğer ürünü geçiremiyorsunuz. Tahminimce ürünlerin ağırlıkları da bilgisayarda kayıtlı ve kandırmacaların önüne geçilmiş olunuyor. Tüm ürünler geçirildikten sonra kredi kartınızın çipli yeri alta gelecek şekilde yerine sokup ödemenizi yapıyorsunuz.
Fikir güzel, uygulama güzel. Merak ediyorum nereye gidiyoruz? Önce banka atmlerinin çok fazla otomatiğe bağlaması garibime gitmişti. Para yatırma yada kart ödemesi için içeri girdiğinizde bir de bankacıların rahatımızı bozmayın dercesine “içerden ödeme almıyoruz, lütfen atmden yatırın” demelerine şahit olunca “kendi kuyunu kazmak” deyimini daha iyi anlamıştım. Hazır kriz fırsatı da çıkmışken onbinlercesi işten çıkarıldı. Ortaya atılan kriz senaryoları herkesi bir güzel silkeledi, evet! Ancak aynı kriz döneminde koskoca Sabancı grubu yıllık karının %60′ını Akbank’tan elde ettiğini açıkladı. Buyrun buradan yakın!
Attığınız adıma dikkat edin ve arkanızı iyi kollayın. Robot istilası başladı…
Umut Tacirliği
Sözlüklerde henüz yer almayan bir kavram var; dünyada pek çok insanın hayatı olan, diğerlerininse umrunda bile olmayan. En kısa biçimde “umut satma” olarak açıklanabilecek bir deyim. Duyarız haberlerde Afganistan’dan, Tayland’dan, Irak’tan yada Afrika’nın bir ülkesinden yük gemisinde küçük bir konteynır içerisinde havasızlıktan ölen yada bir kazaya giden umut yolcularını. Birileri umuda giden yolculukları için binlerce dolar/euro para ister ve onlar bir şekilde bu parayı denkleştirip verirler. Ardından bazen yakıt tankerinin yarısında, bazen bir kamyonun kasasının altındaki küçük bölmelerde, bazen gemilerin akıl almaz yerlerinde giderler zengin ülkelere. Hepsi daha iyi bir gelecek hayaline adanan, bir son umudun yolculuğudur.
Yaşadığın ülkende zaten açsan, zaten itilip kakılıyorsan, zaten geleceğe dair hiç bir hayal kuramaz olmuşsan yollarda telef olabilecek olmanın yada gittiğin ülkede ezilecek ve dışlanacak olmanın ne önemi vardır? Evet, gittikleri zengin ülkelerde de asla gün yüzü gösterilmez; çünkü onlar ucuz iş gücü için göz yumulmuş modern zaman kölesidirler. Ne zaman sesleri biraz yüksek çıkacak gibi olsun o an göçmen büroları devreye girer ve sınır dışı ederek hadlerini bildirir(!)
Gittiği yerde neyin beklediğini bilsin yada bilmesin. O, umuda bir yolculuktur.
Muhsin Yazıcıoğlu
Geçen hafta boyunca ülke gündemine oturan şey Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği helkopter kazası ve günlerce cesetlere erişilememiş olması oldu. Hakkında pek fazla birşey bilmiyor olmakla beraber beklenmeyen ölümü pek alışık olunmayan türdendi ve herkes üzerinde bir hüzün bıraktı. Sosyal ağlarda “status” lerde anıldı, hakkında “üşüyorum” isimli videolar gönderildi, dualar edildi… Herkes tarafından bir şekilde anıldı.
Bana ilginç gelen şey ise ismini hatırlamadığım Dev-Yol hareketinde aktif rol oynayan kişilerden birinin anlattıkları oldu. Kara lekemiz olan sağ-sol olayları sırasında Muhsin Yazıcıoğlu ve o kişi tutuklanarak hapse girerler. 7 yıl hapis süresinin bir bölümünü hücrede geçirirler. Hücrede olduğu sürenin bir bölümünde bu kişi ile birlikte 2,5 metrekarelik bir hücrede geçirirler. Birlikte konulmalarının nedeni ikisini birbirine kırdırmakmış. Daha önceden haklarında hiç bir şey bilmediklerini orada daha iyi anlamışlar ve ekmeklerini, sularını paylaşmışlar. “Sanırım orada geçirdiğimiz günlerde bizim vatan haini olmadığımızı anladı ve sonrasında daha farklı düşündü” diyor o Dev-Yol mensubu kişi ve rahmetle anıyor kendisini.
Millet olarak en büyük eksikliğimizin duygusallık olduğunu düşünürüm. Konuşmalarda, tartışamalarda, aşklarda bile profesyonellikten çok çok ötede duygusallık yer alır. Aşkta başka ne vardır ki diye düşünülebilir ama şu an konu o değil. Konu, Muhsin Yazıcıoğlu arkasından yas tutanların, üzülenlerin bir kaç gün sonra eski kişiler olacak olması. Yaşadıklarını ve pişmanlıklarını bilmiyor, anlamıyor olacakları.
Söylemek istediklerimi farklı bir betimleme ile noktalıyorum. Bir hayvan betonun üstüne dışkısını bırakırsa bu pisliktir. Dışkı betonun bir parçası olmadığı gibi beton da onu içine almaz. İkisinin birlikteliği kötü bir manzara ve pis bir kokudan başkası değildir. Oysa toprak ve dışkının birleşimi mükemmelleşmiş bir birliktelikle en güzel filizleri verir. Karşı düşünceye sahip olanları birer dışkı olarak görseniz bile onlar olmadan bir anlamınız yok unutmayın! Sadece üzerinde rahat yürünen bir geçit olursunuz. Bu ülkede yeşertmek istediğiniz filizler için toprak olmanız gerek. Ve biraz gübreye ihtiyacınız olacak.
Charlie… Bit my finger
Çocuk İngiliz aksanıyla müthiş bir performans sergiliyor. İzleyin…
Hayvan Hakları
#285: Hayvanlar da din ve inanç konusunda özgürdür

CSS İle Ortalanmış DIV
Web 2.0 sunduğu üstün özellikleri sayesinde kısa sürede hızla yayıldı. Web 2.0 denince işin olmazsa olmazları CSS ve Divler tabiki. Bu iki sihirli değnek web sitenizde o kadar inanılmaz hareketler ve efekler oluşturmanızı sağlıyor ki güzel bir web sitesi yapacaksanız bunlar olmadan asla bitiremiyorsunuz.
Div ve CSS bir kez daha sayfanın tam ortasını bulmak istediğimizde yardıma koşuyor.
Bize gereken <head> ve </head> tagleri arasına yerleştirilmesi gereken CSS ve <body></body> arasına yerleştirilmesi gereken Div.
İşte gereken CSS:
<style type="text/css">
html, body {
height: 100%; /* IE düzeltmesi */
}
#tamorta{
width: 100px;
height: 100px;
text-align: center;
border: 1px solid #000;
background-color: red;
color: #fff;
position: absolute;
left: 50%;
top: 50%;
margin-left: -50px;
/* 50 pixel olan div genişliğinin yarısı */
margin-top: -50px;
/* 50 pixel olan div yüksekliğinin yarısı */
}
</style>
İhtiyacımız olan Div ise daha kısa:
<div id="tamorta"><p>İşte dikey ve yatay olarak tam ortalanmış metin.</p></div>
Kaynak: http://www.joe2torials.com/view_tutorial.php?view=37
Yokuş Yukarı Çıkan Araba Saçmalığı

Eskiden sık duyardık Erzurum’daki bir yokuşta arabaların aşağı değil yukarı doğru hareket ettiğini. Çok çeşitli açıklamalar yapıldı. Yok bölgede etkili olan manyetik kuvvetler yok şunlar yok bunlar.
Gerçek ise yolun hemen kenarındaki toprak katmanının aldatıcılığı. Belki siz de daha önce karşılaşmışsınızdır. Bazı tepelerde toprak katman katmandır ve bu katmanlar 45 derece-60 derece gibi büyük açılarla eğik görünürler. Resime bakarsanız aynı şeyi göreceksiniz. Arabanın dağa tırmandığı falan yok aslında.
Bizim aldatmayan(!) medyanın haberi verişinden uzaylılar geldi sanırsınız. Hatta birisi yorum yazmış “alın elinize bir su terazisi koyun, ondan sonra bu haberi manşetten indirin” diye. Basında güven sloganlı Milliyet in haberi:
Samsun’un Ladik ilçesindeki Akdağ Yaylası’na giden yolun bir bölümünde yer alan rampa araç sürücülerinin şaşkınlığına neden olurken, söz konusu alanda vitesi boşa alınan araçlar yokuş yukarı hareket ediyor.
Edinilen bilgiye göre, 1200 rakımlı Akdağ Yaylası ile ilçe merkezi arasındaki yaklaşık 13 kilometrelik yolun bir bölümünde ilginç bir olay yaşanıyor.
Yaylaya çıkan yolun yaklaşık 30 metrelik bölümünde görülebilen olayda, vitesi boşa alınan araçlar rampa aşağı yerine yukarı doğru hareket ediyor. İki otomobilin yan yana durması halinde ise hareket gözlenmiyor.
Empati Kurdum Bir Çakram Daha Açıldı
Başlık her ne kadar “bir çakram daha açıldı” olsa da açılan çakra falan yok aslında. Bi arkadaş çok kullanır, heyecanla bir şeyler anlatırken oradan aklıma geldi. Ama konuyla tamamen alakasız değil. Hani empati kurmak vardır ya, başka birisini anlayabilme kabiliyeti/erdemi/kudreti olarak açıklanır. Empati kurabilmek kadar empatinin kendini anlamak da ayrı bir kudret aslında. Bir kere kendini başkasının yerine koymak diye bir şey yoktur. İnsan bizzat aynı durumu yaşamadan, aynı süreçten geçmeden, aynı acıyı çekmeden ve aynı coşkuyu tatmadan nasıl onları yaşayan birini tam olarak anlayabilir? Beynin içinde kurulan modellerin gerçekçiliği ve benzer tecrübelere dayanan varsayımlar ona yakın bir anlama sağlayabilir belki ama bu asla hemen yanında bir yer olmayacaktır.
Bir toplum içinde yaşıyor olmamız, insanlarla sürekli etkileşim içinde olmamız (belki her an birine işimizin düşebilecek olması) insanın sosyal bir varlık olmasını sağlar. Sosyallik iyi ilişkiler gerektirir. Yani insanlara batmayan, beraberken huzursuz hissettirmeyen, değer katan ve biraz da keyif veren bireyler olmamızı sağlar. Empati kurabilmenin faydalı olduğu bir yer karşındakinin ruh halini anlayıp ona göre davranmaktır. Bir diğer faydası karşındakinin davranışlarını önceden sezip duruş belirlemeyi sağlamasıdır. Yada belki karşıdakini sömürmek için kullanılabilir. Ancak şu an bahsettiğimiz zayıf ve kırılgan birini anlamak. Zayıf ve kırılgan ruh hali iki şekilde gösterir kendini. İyice içine kapanma yada saldırganlık. Biri kendine zarar verir diğeri daha çok çevreye.
İtici çıkışları olan biri, yada sürekli etrafına olumsuzluk yayan bireylerin de özünde hak verilebilecek bir neden yatıyor büyük ihtimalle. Herkeste biraz psikopatlık vardır ve bunu açığa çıkaran yaşanan olaylardır. Bebeklikten itibaren yaşadığımız her bir olay bir sonraki günkü davranışlarımızı kurar. O yüzden değil midir psikologların çocukluğa inmeleri? Çevremizdeki en kötü insanların öyle olmalarının ardında mutlaka bir dizi olaylar silsilesi gizli. Kötülüğün ardındaki sebebin bu olmasından yola çıkarak tüm kötü kabul edilmiş insanların içinde açığa çıkarılabilecek iyilik vardır denebilir. Çünkü kötülüklerin ardındaki neden; iyiliği bulamamış, bulamıyor ve tadamıyor olmaktır.
Güce sahip olduğunda etrafındaki suçsuz insanlara eziyet çektiren birinin bu hareketlerine sebep geçmişinde güce sahip olanlar tarafından ezilmiş olmasıdır. Para kaybettiği için etrafına saldıran birinin saldırganlığının ardındaki neden geçmişte parasızlık nedeniyle büyük zorluklar yaşamış olmasıdır. Arttırılabilecek olan bu örnekler aslında birer geçmişteki zor günlerden alınan intikamdır. Geçmişteki zorlukları intikama dönüştürmek kişinin zayıflığı olabilir. Zorluklardan sonrasını mantıklıca düşünmemiştir, düşünecek zaman bulamamıştır. Bir anda bir eziyet makinesine dönüşmüş olabilir. Akla ve erdeme önem veren birisi için zorluklar doğru değerlendirilerek fırsata dönüştürülebilir ve intikama dönüşmesi önlenebilir. Örneklediğim iki kişinin olaylara tepki veriş şekli elbette daha öncesinden kazandığı bakış açısı sebebiyle olmuştur. İntikam almak yada erdemli davranmak…
Özetle empati kurmak demek karşıdaki kişiyi anlamaktır ama bu “anlamak” kelimesi ardında çok başka anlamlar vardır. Bu; o kişi olmak, o kişiyi yaşamak gibidir. Empati kurabilmek bir yetenek, bir kabiliyet, bir erdem ve aynı zamanda bir sanattır. Empati kurmayı öğrendikten sonrası ise apayrı bir çıkmazdır.
Kasımpaşa’lıyım, eli maşalıyım…
Geçen akşam abime akşam yemeğine gittik ve yemekten sonra televizyon karşısına geçtik. Eğer çok seyrek televizyon seyreden biriyseniz takip ettiğiniz bir diziniz yada yayın akışı hakkında pek fikriniz olmuyor. Hele böyle bir zamanda kumandayı elinize almışsanız diğerleri için durum daha da içler acısı. Evet, kumanda bendeydi ve diğerlerinin “yeter artık dur bir yerde” sitemlerine dayanamayıp gayet sıkıcı görünen ancak ilerledikçe açılacağını düşündüğüm bir filmde durdum. Film gerçekten de fena çıkmadı.
Ama asıl konu filmin arasında “son dakika” olarak verilen Davos zirvesinden gelen soğuk havanın dünyayı etkisi altına almasıydı. Bizim Kasımpaşa’lı başbakan kızmış birilerine ve esmiş gürlemiş. Görüntüler ekranda dönüp duruyor. Peres bir İsrail devlet adamına yakışır şekilde herkesi azarlamış, bizim başbakan ağzının payını verecekken moderatör sözünü kesmiş ve bizim başbakanın ayar kaçmış. (Artık BB diyeyim BaşBakana, hani PM diyorlar ya)
İlk anda farklı ülkelerden, farklı gazetelerden ve farklı görüşlerden gazetecilerin yorumları geldi. El Cezire muhabiri mutluydu, Norveç biraz şaşkın… Bizimkilerden de farklı sesler çıkıyor. Bazıları “işte şimdi yandık” derken, bazıları “zamanı gelmişti, helal olsun” diyordu.
Halk mı? Ooo, halkın keyfine diyecek yok. E yetti artık değil mi? Bunca yıldır ezilen Türkiye ilk kez sesini yükseltmekle kalmadı, tüm dünyaya kabadayılık taslayan İsrail’in cumhurbaşkanına verdi ayarı. “Ne olacaksa olsun ulan” dedi halkım, zaten bu güne kadar cennet hayatı yaşamadık ki daha kötü olsa ne olur.
Tabi herkesin ister istemez, gizliden gizliye hoşuna gitti olanlar. Hele Ortadoğu’da olanlar daha da garip. İnsanlar sokaklarda, ellerde Türk bayrağı. Sayın BB Erdoğan’ın posterleri. Neler neler…
Ertesi gün oldu, yazarlar köşelerinde işlemeye başladı konuyu. Dediler ki; “Peres ne yaptığını iyi biliyor, bilerek kızdırdı bizim BB’yi. Acısı çıkacak.”, “Evet BB’ye pek çok konuda kızıyorum; ama bu yaptığının yanındayım. Türkiye güçlü bir ülkedir.” vs vs. Ancak ilginç bir yorum daha vardı.
ABD’nin bir BOP projesi var. Amaç ne? Ortadoğu’yu dönüştürmek, değiştirmek… Orada bölgenin hakim gücü olan bir İsrail kurmak. Bunun için tam olarak hangi kelimeleri kullanmalıyım bilmiyorum ama Arap dünyasının dini değerlerini farklılaştırmak diyeceğim. Bunun kesinlikle doğru kelimeler olmadığını biliyorum. Terörizm mi? O zaten oraya koyulabilecek en yanlış kelime. Belki Müslüman Ortadoğu’nun dünyayı daha hoş görebileceği yeni bir anlayış. Bu açıklama önemli bir nokta ancak yazımın sonuna kadar bunu açmaya çalışmayacağım. İşte bu BOP projesinde ABD’nin destekçisi/amiri/yardımcısı İsrail’in yanında Türkiye’de önemli ve kritik bir müttefik. Ve ABD Müslüman Ortadoğu’nun kalbine giden yolun Türkiye’den geçtiğini iyi biliyor. Zaten diyor da; “Türkiye Araplar’a model olmalı, hem Müslüman hem modern vs…”
Ve kronolojik sıra ile sonuçlar: İsrail Filistin’e saldırdı. Binlerce ölü, binlerce yaralı. Türkiye saldırılara en sert tepkiyi koyan ülkelerden. (sözlü tepki ama) Yemen Gazze için yürüdü ve Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife Al Tani, Venezüela devlet başkanı Chavez ve T.C. Başbakanı Tayyip Erdoğan posterlerini taşıdılar. Davos zirvesine katılan BB Erdoğan Peres’i azarladı, katilsiniz dedi, yalancısın dedi. Türk halkı kendinden geçti. Arap dünyası bir kez daha Erdoğan’a hayran oldu.
Ve tüm bunlardan şöyle genel bir sonuç çıkarılabilir ki; Erdoğan seçimler öncesinde oldukça etkileyici bir manevra yaptı ve gücünü arttırdı. Araplar arasında bir kahraman oldu. Bu iki sonucu yukarda anlattıklarımızla harmanlarsak, Erdoğan bir süre daha BB olarak devam ediyor, Arap halkı Türkiye’yi artık takdir edilecek ve takip edilecek bir ülke olarak görüyor ki bu da Türkiye’nin BOP içerisindeki rolü olan Araplar’ın değişime karşı direnmemelerini pekala sağlar. Der ki Araplar: “Demekki hem Müslüman, hem güçlü, hem de modern olunabiliyor. O halde neye direniyoruz?” Araplar bunu derse kim kazanır? BOP kazanır, ABD kazanır, İsrail kazanır. Umulur ki Türkiye de kendisine vadedilen bir şeyler kazanır.
Komplo teorilerini severiz. Çünkü bir komplo teorisi okuduğumuzda/duyduğumuzda/uydurduğumuzda henüz pek fazla kişi tarafından bilinmeyen gizli ve bir o kadar önemli bir sırrı öğrendiğimiz hissine kapılırız. Çok güzel bir histir. Doğruymuş gibi yaşamamak lazım; ama doğru olabileceğini de unutmamak…
Dünya Karasal İnternet Hatları
Yaygın görüş internet verilerinin taşınmasının uydular aracılığıyla olduğu şeklindedir. Ancak sanılanın aksine verilerin neredeyse tamamı karasal fiber optik kablolarla yapılmaktadır. Uydu verileri hava koşullarından etkilenmekte ve mevcut teknolojiler bu yoğunluğu kaldıramayacak seviyededir.
Verilerin karasal hatlarla taşındığını düşünürsek bu olağanüstü bir kablolama demek. Bir düşünün, tüm dünyayı saran devasa çapta kablolar… Okyanusları aşan, kıtaları geçen kablolar. Peki bu kablolar dünya üzerinde nasıl görünüyor? Daha fazla merak etmeden resme bakın.
Japonya’da Bir Metro İstasyonu
Her ne kadar zaman içinde alışmış olsam , gözümde heybeti azalmış olsa da önceleri Taksim metro istasyonun büyüklüğü ve derinliği beni etkilerdi. O kadar yerin kazılması büyük uğraş isteyen bir şey nihayetinde. Yanda gördüğünüz resim bir Japonya metro istasyonuna ait. Taksim’in artık gözümde etkileyici bir yanı kalmadı
Plesk Admin Şifresini Geri Döndürmek – Recover Plesk Admin Password
Windows sunucunuzda Plesk kullanıyorsunuz ve admin şifrenizi mi kaybettiniz. Bütün siteleriniz kayıp mı olacak? Hayır. Admin şifrenizi geri almanın çok kolay bir yolu var.
1- Sunucuya bağlanın ve Başlat > Çalıştır a basın. (Win+R kısayolu) Buraya “cmd” (tırnaklar olmadan) yazıp entera basın. Karşınıza siyah komut ekranı gelmeli. Gelmemişse bu ekran gelene kadar neyi yanlış yapmış olabileceğinizi düşünerek tekrar deneyin.
2- “cd %plesk_bin%” (tırnaklar olmadan) yazıp enter a basın. Tıkladıktan sonra uzantı “C:/program files/swsoft(yada parallels)/plesk/admin/bin” gibi bir şey olmalı.
3- “plesksrvclient -get” (yine tırnaklar olmadan) yazıp enter a basın. Şifre karşınıza gelmiş olmalı.
=======================================
Let me guess. You are using plesk on windows server edition and lost your plesk admin password. Does your whole websites crashed? No! It s very easy to recover your plesk admin password. Follow these steps.
1- Run command window. Start > Run (Win+R shorcut). You should see a dark command window.
2- Write down “cd %plesk_bin%” and hit enter key. Location should change to something like “C:/program files/swsoft(or parallels)/plesk/admin/bin” (without quotes)
3- Write “plesksrvclient -get” (again without quotes) and this is your admin password.

